Seyahatin Geleceği: Sanat Eserinin Yolculuğu |  A Future of Travel: Journey of the Artwork , NOKS, Kadıköy



SEYAHATİN GELECEĞİ:
SANAT ESERİNİN YOLCULUĞU

Amsterdam merkezli Corridor Project Space ile NOKS Bağımsız Sanat Alanı beraber düzenledikleri “Seyahatin Geleceği: Sanat Eserinin Yolculuğu” sergisi ile sanat eserinin yolculuğuna dair hikayeleri biraraya getiriyor.

NOKS Sanat Eseri Taşıma Şirketi ve Corridor Sanat Deposu'nun işbirliği, SAHA Derneği ve Hollanda İstanbul Konsolosluğu'nun destekleriyle.

Katılan Sanatçılar: Ali Miharbi, Ali İbrahim Öcal, Ayça Telgeren
Berkay Tuncay, Borga Kantürk, Burçak Bingöl, Çağrı Saray, Eda Gecikmez, Elif Biradlı, Elif Öner, Fatma Çiftçi, Mehmet Ögüt, Özgür Demirci, Pınar Öğrenci, Sevil Tunaboylu, Suat Öğüt, Volkan Kızıltunç, Yasemin Nur, Yeni Anıt , Zeyno Pekünlü

Sergi: 9 Eylül - 7 Ekim 2018
Açılış: 8 Eylül saat 18:00

Sadece Cumartesi ve Pazar günleri 14:00 – 19:00 saatleri arasında açıktır.

Seyahatin Geleceği: Sanat Eserinin Yolculuğu

Gelecek ve yolculuk –en azından modern ütopyanın henüz canlı oduğu zamanlarda- ilerleme fikrinde birleşir. Bugün ise bu ilerleme fikrinin sancıları ve tökezlediği noktaları yaşıyor, tartışıyoruz. Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi sanat eserinin de yolculuğu pek de rahat değildir. Günümüz sanatçısının seyahat halinde oluşu, farklı coğrafyalarda üretmesi ve sergilemesi, sanat eserinin de sürekli bir seyahat halinde olmasını beraberinde getiriyor.

Seyahati ve sanat nesnesinin ulaşımını merkezine alan bu sergi, Noks Bağımsız Sanat Alanı ile Amsterdam merkezli Corridor Project Space işbirliği ile gerçekleştiriliyor ve Corridor Project Space'in 2017'de başlattığı Teotwawki* sergi serisinin son ayağını oluşturuyor. Dayanışmanın Geleceği, Neyin Geleceği?, Paranın Geleceği, Ekolojinin Geleceği, Arşivin Geleceği sergilerinden sonraki “Seyahatin Geleceği” sergisinin ikinci bölümünün ana konusunu sanat nesnesinin seyahatine ilişkin sanatçıların yaşadığı deneyimler ve ortaya çıkan hikayeler oluşturuyor.

Teotwawki: [ti.at.wak.i] “İngilizce "The End of the World as We Know It”. " "Bildiğimiz Dünyanın Sonu" cümlesinin kısaltılmış kullanımıdır. Ve günlük hayatın tamamen değişebileceği yeni ve beklenmedik bir durumun ortaya çıkması anlamına gelir. Medeniyetin, şehir hayatının, toplumun yazılı veya yazılım olmayan kuralları biranda değişebilir ve insanlar hayatta kalmak için yeni beceriler geliştirmek zorunda kalabilirler. Teotwawki sergileri de gelecek ile ilgili çeşitli başlıkları kullanarak öngörüler, tahminler ve kenanetler üzerine düşündürmeye çalışıyor.

"Seyahatin Geleceği: Sanat eserinin yolculuğu" sergisi süresince bir sanat taşımacılığı şirketine dönüşecek olan NOKS Bağımsız Sanat Alanında sanatçıların eser taşıma süreçlerine dair hikayelere yer verilirken, sanat eserinin dolaşımı ile ilgili imkan ve imkansızlıklar üzerine de konuşma ve tartışma fırsatları yaratılmış olacak.

CORRIDOR PROJECT SPACE

Corridor Project Space, iç ve dış sergileme alanları olan Amsterdam merkezli bağımsız ve disiplinlerarası bir sanat inisiyatitidir. Kurumsal ve ticari olanın dışında, yeni içerikler yaratma hedefindeki deneysel sanat pratiklerinin önemine inanırlar. Corridor Project Space Suzan Kalle, Suat Öğüt ve Müge Yılmaz’ın yürütücülüğündedir.

NOKS BAĞIMSIZ SANAT ALANI

NOKS Bağımsız Sanat Alanı, sanatçı ve akademisyen Elvan Ekren ve Volkan Kızıltunç tarafından 2017 yılında kurulmuş ve Kadıköy, İstanbul'da yeralan bağımsız bir sanat mekanıdır. Ana akım sanatsal yönelimlere karşı otonom bir duruşla deneysel sergi projeleri gerçekleştirmeyi amaçlayan NOKS özellikle fotoğraf, fotoğraf kitapları ve video projelerine ağırlıkla yer vermektedir. Sanatçıların buluştuğu, tartıştığı, bir laboratuvar olan NOKS aynı zamanda genç sanatçılarla ve sanat öğrencileriyle organik bir bağ kurmayı amaçlayan ortak bir çalışma, üretim, eğitim ve sergileme alanıdır.

NOKS Bağımsız Sanat Alanı: Talimhane Sokak No:19B Yeldeğirmeni, Kadıköy, İstanbul

http://www.noksart.space/
noksartspace@gmail.com



A FUTURE OF TRAVEL:
THE JOURNEY OF THE ARTWORK

Amsterdam-based Corridor Project Space and NOKS Independent Art Space bring together stories about the journey of the artwork together with the exhibition "A Future of Travel: Journey of the Artwork".

Participating Artists: Ali Miharbi, Ali İbrahim Öcal, Ayça Telgeren
Berkay Tuncay, Borga Kantürk, Burçak Bingöl, Çağrı Saray, Eda Gecikmez, Elif Biradlı, Elif Öner, Fatma Çiftçi, Mehmet Öğüt, Özgür Demirci, Pınar Öğrenci , Sevil Tunaboylu, Suat Öğüt
Volkan Kızıltunç, Yasemin Nur, Yeni Anıt , Zeyno Pekünlü

In collaboration with NOKS Art Shipping Company and Corridor Art Warehouse and with the support of SAHA Association and Netherlands Consulate of Istanbul.

Exhibition Dates:: 9th September- 7th October 2018
Opening: 8th September, 18:00

Open only on saturdays and sundays between 14.00 - 19.00.

A Future of Travel: Journey of the Artwork

Future and travel unite —at least when the modern utopia is still alive— in the idea of progress. Today, we are living through and debating the points where this idea of progress is suffering and stumbling. Just as it is in other areas, the journey of an artwork is not comfortable at all. The fact that today’s artist is in a travelling mode, producing and exhibiting in different geographies, brings along the fact that the artwork is also in constant travel.

This exhibition, focusing on the transportation of the art objects and travel, takes place in cooperation with the NOKS Independent Art Space and the Amsterdam-based Corridor Project Space, and is the last leg of the Teotwawki* exhibition series launched by Corridor Project Space in 2017. The exhibition, which is the second part of the Future of Travel exhibition —the latest one after Future of Solidarity, Future of What, Future of Money, Future of Ecology and Future of the Archive exhibitions—, takes the experiences of artists on travel of the art objects and the stories emerging through these experiences as its main subject.

Teotwawki: [ti.at.wak.i] is an acronym for “The End of the World as We Know It”. It stands for the potential occurrence of a new and unexpected situation where daily life might suddenly shift. Civilisation, urban life, spoken and unspoken rules of society may change and people may need to develop new skills in order to survive. Let us think about predictions, forecasts and prophecies on various themes in the future. We will use the Teotwawki as a tool to dive into the intentions, hopes, expectations and plans of each individual and community.

At the NOKS Independent Art Space, which will be transformed into a company of art transport during the "Future of Travel: The journey of the artwork" exhibition, there will be opportunities to talk on and discuss the possibilities and impossibilities of the circulation of artworks.

CORRIDOR PROJECT SPACE

Corridor Project Space is an independent and interdisciplinary contemporary art initiative in Amsterdam with indoor and outdoor exhibition spaces. They believe in the importance of experimental art practices that focuses on the creation of new content that is off the grid from the institutional and commercial circles. Corridor Project Space is run by Suzan Kalle, Suat Ögüt and Müge Yılmaz.


NOKS INDEPENDENT ART SPACE


NOKS Independent Art Space was founded in 2017 by artist and academician Elvan Ekren and Volkan Kızıltunç as an independent art space located in Kadıköy, Istanbul. At NOKS, which is a space run by artists for artists, the aim is to realize experimental exhibition projects with an autonomous stand against mainstream artistic trends. NOKS, which will mainly include photography and video projects; is a laboratory in which artists perform artistic experiments that challenge boundaries and concepts on the themes of their choice. Over and above it is a place where artists can meet and have discussions. NOKS is also a joint work, production, training and exhibition space aiming to establish an organic bond with young artists and art students.

Ne Alçaktan, Ne Yüksekten | B3 Koleksiyonu // Neither Too High, Nor Too Low | B3 Collection




B3 Koleksiyonu, mimari bir yapının, sanatla içkin bir yaşam alanına dönüşmesinin hikayesi.
Bu sakin ve mütevazı koleksiyon, adını Aga Khan ödüllü mimar Han Tümertekin'in Arnavutköy sırtlarında tasarladığı B3 Evi'nden alıyor. Koleksiyonun bir rotası yok; dönemsel, ideolojik yahut tematik bir çizgi yerine son derece kişisel bir his geçiyor; hepsini birbirine bağlayan nokta, evle ve Selman Bilal'in dünyasıyla kurdukları ilişki. Sanat dünyasında istatistiğin erkek egemen sonuçlarının hala aşılamadığı bir zamanda, B3 Koleksiyonu'nun Türkiyeli kadın sanatçılara gösterdiği özen, kayda değer bir emsal oluşturuyor. 
B3 Koleksiyonu, sanat eserlerine ev sahipliği yapmaktan ziyade, eserlerin evin hayati parçası olarak bütünleştiği, tazeliğini koruyan bir koleksiyon.
(Koleksiyon kataloğundan)
//
The B3 Collection is the story of the transformation of an architectural structure into a living space being immanent to art.
This calm and humble collection is named after the Aga Khan award-winning architect Han Tümertekin's B3 House, which he designed on the ridges of Arnavutköy. The collection has no route; it has very personal feeling rather than a periodical, ideological or thematic line; the point that connects them all together is the relationship they have with the house and Selman Bilal's world. At a time when the male dominant outcome of statistics in the art world still cannot be surpassed, The B3 Collection's attention to female artist from Turkey is creating a remarkable precedent.
Rather than hosting the artworks, the B3 Collection is a collection that preserves its freshness as the artworks become a vital part of the house.
(From the catalogue of the collection)








''Ne Alçaktan, Ne Yüksekten''

Duvar Resmi
650*230 cm
B3 Koleksiyonu
2018

Labirentin yaratıcısı mimar Daedalus ile oğlu İkarus, kapatıldıkları kuleden kurtulmak için kuşların tüylerini balmumuyla birleştirir, kendilerine kanat yapar ve uçarak kaçarlar. Uçmadan önce baba oğluna, denize yakın uçmamasını, kanatların nem alıp ağırlaşacağını, aynı şekilde güneşe de yakın uçmamasını, balmumunun eriyip kanatların bozulacağını öğütler. Kuledeki son gecesinde İkarus bir rüya görür. Etrafı, dostu olduğunu sandığı kişilerce sarmalanmış, bir odada beklemektedir. Hem kuş gibi hafif hem de kaya gibi ağır hissetmektedir. Bir yerde bir musluktan su damlamaktadır. İçinde şehvetengiz bir duygu uyandıran bu ses, aynı zamanda ete kemiğe bürünmüş etrafta geziniyor gibidir. Yeryüzünü dize getirmiş bir kahraman olduğunu bilmesine rağmen, kanatlarının ağırlığını tek başına taşıyamamakta ve uçup uçamayacağı konusunda derin bir endişe taşımaktadır. Yine de uçma anının gelmesini beklemekte, zamanı öldürmektedir.

//

''Neither Too High, Nor Too Low''

Mural
650*230 cm
B3 Collection
2018

The creator of the labyrinth Daedalus and his son Icarus fuse bird feathers together with beeswax in order to make themselves wings to fly away and escape the tower they had been kept prisoner in. Prior to flying, the father advises his son not to fly too close to the sea, as his wings would get heavy from the moisture, and not to fly too close to the sun, as the heat would melt the wax and his wings would be destroyed. Icarus has a dream on his last night at the tower. He is waiting in a room surrounded by people he thinks are his friends. He feels as light as a bird and as heavy as a rock. Somewhere the sound of water dripping from a tap can be heard. This sound feels like an incarnation walking around, as well as arousing sensations of lust within him. Although he knows he is a hero who brought the earth to its knees, he is unable to carry the weight of his wings alone and deeply concerned about whether or not he will be able to fly. Nonetheless he is killing time and waiting for the moment of flight to arrive.

Photos by Kayhan Kaygusuz

The Social City: Patterns of Istanbul / Stockholm workshops






A dialogue & workshop format for reflecting and acting on urban landscapes through art & design

Devoted to explore the dynamics of visual culture and the social fabric of everyday, Sweden based Rebecca Ahlstedt, artist, curator & Designer MFA and Erica Jacobson, Illustrator & Graphic Designer MFA offers a format to artistically and critically work on contemporary issues in cities, with artist colleagues & students in international contexts. Throughout history, the city and its visual culture and skyline have been used for communicating, sharing, arguing and negotiating ideas about us as individuals and as a collective. This also impacts how we design our daily life - public spaces, environments, objects, food, fashion etc. Visual culture both mirrors the ideals and prevailing norms of the times and can be used to rethink practices and ideals within a society, which is the starting point for the artistic platform The Social City. 






The Social City exchange program started with Patterns of Istanbul workshop and a pop-up exhibition at The Chapel of the Swedish Consulate General.




The second part of the program was Patterns of Stockolm workshop: experiencing derive and phsychogeography at Berzelii park to Skärholmen with the artist Catti Brandelius 





Patterns of Stockholm workshop was held at Färgfabriken https://fargfabriken.se/en/





Participants from Turkey: Güneş Terkol, Merve Gül Özokçu, Burçak Bingöl, Eda Gecikmez, Oğul Öztunç, Atıl Akgündüz, Pınar Akkurt


Along with all participants of the program, huge thanks to lovely Suzi Erşahin, Consulate General of Sweden in Istanbul and the Swedish Institute for their generous hospitality and support.


The last event will be in October, Istanbul.


past event: Güneş Yerinde // The Sun Is Still There, .artSümer



“GÜNEŞ YERİNDE”
"THE SUN IS STILL THERE"

Ferah Doğan, Eda Gecikmez, Erkin Gören, Selen Hayal, Ata Kam, Ekin Kano, Nadine El Khoury, Uluç Ali Kılıç, Oddviz, Mert Öztekin, Elçin Poyraz, Sevil Tunaboylu

Hazırlayanlar | Organizers: Eda Gecikmez & Sevil Tunaboylu
18.5 – 30.6.2018

******

.artSümer, Eda Gecikmez ve Sevil Tunaboylu’nun hazırladığı “Güneş Yerinde” sergisine 18 Mayıs - 30 Haziran tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sergide yer alan 12 sanatçının fotoğraftan resime, dijital çizimden ses yerleştirmesine uzanan farklı disiplinlerdeki çalışmaları bizleri karşılıyor.

Antropolog Anna Tsing Dünyanın Sonundaki Mantar/ The Mushroom At The End of The World adlı kitabında Matsutake mantarının ekolojisinden yola çıkarak, bize miras kalan kapitalist harabe içinde yaşam olanaklarını araştırıyor. Bu mantar Hiroşima’ya atom bombası atıldıktan sonra hiç bozulma göstermeden hayatına devam eden tek canlı türüdür. Tsing, sürekli kontrol edilmeye çalışılan dünya düzeninin çuvallayan sistemlerine karşı, mantarın kontrol edilemez mucizevi doğasından ilham alarak Üçüncü Doğa kavramını ortaya atar ve bu kavramı kapitalizme rağmen hayatta kalma olarak açıklar: “Tek bir yön yok, çoklu gelecekler var; ucu açık asamblajlar içinde kesişen, insan ve insan olmayan varlıkların geçici ritimleri eşliğinde kolektif bir oluş.”

Sergide bu mucizevi doğa olayı çerçevesinde şekillenen çalışmalar uygarlığın çürümeye geçtiği bir çağda mıntıkanın içerisinden keşifler yapıyor. Serginin ismi Büyük Ev Ablukada’nın aynı adı taşıyan şarkısından ödünç alınırken, bu durum şiirlerden şarkılardan birbirimize bulaştığımızda da kolektif oluşu destekler nitelikte bir işbirliği doğuruyor. Sergi genel anlamda ‘olmak’ değil ‘oluş’ fikrinin yarattığı umutla, bakış açılarını çoğaltan bir yelpazede izleyiciyi kendi tercihleriyle baş başa bırakıyor. Etrafımızı, çevremizi yeniden tanımlamamız ve sonrasında buna uygun yeni yaşam formları oluşturmamız gerektiğine dair gelecek önermeleri barındıran “Güneş Yerinde” izleyiciye bugünün üzerinde oluşacak yarınlar için anı kovalamak gerektiğini fısıldıyor.

******

.artSümer will host the exhibition “The Sun Is Still There”, organized by Eda Gecikmez and Sevil Tunaboylu from 18 May until 30 June, where the visitors will encounter works from diverse disciplines, ranging from photography and painting to digital drawing and audio installation.

In the book titled The Mushroom At The End of The World, anthropologist Anna Tsing researches possibilities of survival within the inherited capitalist ruins through the ecology of the Matsutake mushroom. This mushroom is the only known living organism to have survived the aftermath of Hiroshima. Inspired by the unruly nature of this miraculous mushroom, Tsing comes up with the notion of Third Nature; survival, in spite of the failing systems which constantly strive to control world order, in other words, capitalism. There is no single option, but variable futures; a collective entity formed via intersections of open-ended assemblages accompanied by the temporary rhythm of beings, human-nonhuman.


Afiş Tasarım / Poster design by: Gökçe Deniz Balkan


---
ArtForum: 
https://www.artforum.com/artguide/artsuemer-7727/organized-by-eda-gecikmez-and-sevil-tunaboylu-156129


https://yesilgazete.org/blog/2018/06/09/gunes-yerinde-anna-tsingindunyanin-sonundaki-mantari-matsutakeden-ilham-alan-sergi/



https://www.unlimitedrag.com/single-post/Gunes-Yerinde-ve-Her-Sey-Yolunda-mi



http://www.banucarmikli.com/mayista-one-cikanlar-3/



Çok iyi işler / Rumeysa Kiger:


Istanbul ArtNews Mayıs sayısı:




Sergiden fotoğraflar / Photos from the show: (by Bahar Yürükoğlu)













past event: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Sanatçılar Buluşması, Boğaziçi Üniversitesi

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin düzenlediği, kavramsal çerçevesini Beral Madra’nın çizdiği Miss Power başlıklı buluşmada, sanatçılar ve sanat uzmanları bir araya gelerek eserlerini, düşüncelerini ve vizyonlarını paylaşacak.





Boğaziçi Üniversitesi İbrahim Bodur Salonu’nda saat 9:30’da başlayacak olan Miss Power etkinliği, hem ifade özgürlüğünün görsel örneklerini üreten günümüz sanatçılarıyla, hem de onların üretimini topluma yansıtma işlevi taşıyan sanat uzmanlarıyla bir araya gelerek bir paylaşım ve tartışma ortamı yaratma amacını taşıyor.
Yirmi üç sanatçı ve sanat uzmanının katılacağı beş oturumla bütün gün devam edecek olan buluşmada, kadın sanatçıların üretimindeki direniş ve teşvik öğeleri konuşulacak. 1970’lerden itibaren söz sahibi olmaya başlayan, 80’lerde yerel ve uluslararası ortamlarda öne çıkan, 90’lardan itibaren de gündeme yerleşen kadın sanatçılar, sınırları ve tabuları zorlayan işleriyle sanat üretim sürecine tartışılmaz bir ivme kazandırdı. Miss Power buluşması, egemen söylemleri yapı sökümüne uğratarak kendi kimliğini kazanan kadın sanatçıların üretimlerindeki ayrımı ve çeşitliliği gözler önüne sermeyi hedefliyor.



Tarih: 8 Mart 2018, Perşembe
Saat: 9:30 – 18:30
Yer: İbrahim Bodur Salonu, Güney Kampüs
Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.

PROGRAM



Açılış Konuşmaları, 9:30-10:00

Beral Madra
Zeynep Uysal

 

1. Oturum, 10:00-11:00

Moderatör: Beral Madra
Deniz Pireci
Nazan Azeri
Merve Şendil
Aslı Kutluay


Ara 11:00-11:15


2. Oturum, 11:15-12:15

Moderatör: Nilgün Yüksel
Sevim Sancaktar
Fazilet Kendirci
Esra Carus
Nilhan Sesalan
Zeyno Pekünlü


12:15-14:00 Öğle Arası


3. Oturum, 14:00-15:00

Moderatör: Derya Yücel
Neriman Polat
Sibel Horada
Nancy Atakan
Gül Ilgaz


15:00-15:15 Ara


4. Oturum, 15:15-16:15

Moderatör: Burcu Pelvanoğlu
Günnur Özsoy
Eda Gecikmez
Fulya Çetin
Raziye Kubat


16:15-16:30 Ara


5. Oturum, 16:30

Moderatör: Beral Madra
Derya Yücel
Seda Yavuz
Nilgün Yüksel
Burcu Pelvanoğlu

past event: 5 Harf / 5 Letters, ekavart gallery



EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı’mızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlediği, 23 çağdaş sanatçının yer aldığı “Beş Harf” sergimize bekliyoruz.

Küratörler / Curators:
Döne Otyam - Yasemin Bay

Sanatçılar / Artists:
Ahmet Müderrisoğlu, Ali Şentürk, Alp Sime, Ardan Özmenoğlu, Aykut Cömert, Banu Birecikligil, Banu Kaplancalı, Cengiz Özer, Eda Gecikmez, Fatma Çakmak, Fatma Tülin, Gökçe Er, Gözde Baykara, İlhan Berk, Kezban Arca Batıbeki, Mehmet Güleryüz, Melike Kılıç, Necla Rüzgar, Nur Gürel, Ramize Erer, Sena, Tomur Atagök, Yunus Tonkuş


* * *

We are waiting for our "Five Letters" exhibition, where 23 contemporary artists take place, organized by EKAV / Education, Culture and Research Foundation for 8 March International Women's Day.

past event: Tiny Office Art #7 Eda Gecikmez, Consulate General of Sweden, Istanbul

Tiny Office Art, İsveç Kültür Ataşesi Suzi Erşahin tarafından, Türkiye’de yaşayan ve çalışan kadın sanatçılara, eserlerini normalde sanatla baglantısı olmayan bir ofiste sergileyerek dikkat çekmek amacıyla geliştirilmiş bir projedir. Eseri yalnızca ofise gelenler görme imkanı bulabilmektedir ancak sosyal medyada ve işyerinin web sayfasında da gösterilir. Bu, Türkiye’nin heyecan verici kadın sanatçılarının çok mütevazi bir tanıtımıdır. Kültür Ataşeliği ofisinin yedinci konuk sanatçısı #EdaGecikmez.

Tiny Office Art, a project developed by the Counsellor for Cultural Affairs, Suzi Ersahin, aims to show women artists living and working in Turkey by installing their work in regular offices. Only the visitors of the office will be able to view the art work but it will also be on social media and the webpage of that workplace. A very modest way to shine a spotlight on some of the exciting women artists in Turkey. The seventh artist installing her work at the Office of Cultural Affairs is #EdaGecikmez.









Sevil Tunaboylu, Suzi Erşahin ve Eda Gecikmez

more info:

Tiny Office Art is a project which will show women artists living and working in Turkey, highlighting one work of an artist which will be installed in Suzi Ersahin’s office, the Councellor of Cultural Affairs at the Consulate General of Sweden, every 3rd week.

The exhibition will not be able to be seen by many people, it will be on view for guests to the office and the Consulate personnel. The artwork will however also be on display in social media and on the consulate web page together with a statement by the artist about the work.
The inspiration for the project is in part the women’s demonstrations on the 21 January 2017 and also the well-known Tiny Desk concerts that have been hosted in the office of National Public Radio’s Bob Boilen since 2015. Tiny Office Art wants to create a similar intimate place for viewing important Turkish women artists and hopefully become the inspiration for others to start their own tiny office art shows. We hope that it will in a very modest way shine a spotlight on some of the important and exciting women artists in Turkey. In keeping with its anti-hierarchical aims the Tiny Office Artists will not be curated as such, rather through conversation with each artist we will decide on the next one to be exhibited.  

At a time when culture and women’s roles in society are under threat both in Turkey and globally I feel it is important to show how acts of creativity can be an antidote to forces of hate and discrimination. I really hope that this modest proposal can both demonstrate a commitment to supporting the work of women artists in Turkey and inspire others to use limited means to celebrate and expose their work and come together in a spirit of creativity.


#tinyofficeart